Çalışmak üzere göç ettiğim Almanya Berlin’de geçtiğimiz günlerde 2 yılı geride bıraktım. Daha önce taşınma sürecimi ve nedenlerini detaylıca yazmıştım: Bir yazılımcı olarak Türkiye’den gitmek. Bu yazıda Almanya’da 2 yıl boyunca edindiğim deneyimleri ve izlenimleri paylaşacağım. Hem geriye dönüp baktığımda neler yaşadığımı ve hissettiğimi okumak benim için bir anı defteri gibi olur, hem de taşınmayı düşünenler ve yeni gelenler için belki faydalı olur.

Museum Island’ta
Museum Island’ta

Berlin’de hayat sakin ve yavaş. Hatta bazen o kadar yavaş ki sinir bozuyor. Ya da ben İstanbul’dan göç ettiğim için öyle geliyor. 😅 Spor yapanlar hariç sokakta koşan birilerini görmek zor. Kimsenin hiçbir şey için acelesi ve telaşı yok. İnsanlar bir yerlere yetişmeye çalışmıyor. Herkes sakin, sessiz ve huzurlu. Bu yavaşlığı devlet tarafından beklediğiniz belgelerin ulaşma süresinden de anlayabiliyorsunuz. Almanya’ya şirket sponsorluğunda 6 aylık vize alarak geldim. 3 ayımı doldurduktan sonra yine şirket sponsorluğunda uzun süreli vizeye (Blue Card) başvurdum. 6 aylık vizem bittiği halde bir haber alamadım ve bu beni ister istemez strese soktu. Sonuçta bir problem yaşanmadı ve biraz geç de olsa Blue Card’ım elime ulaştı. Ancak dediğim gibi burada her sürecin yavaş işlediğine, hayatın yavaş ve sakin aktığına ne kadar çabuk alışır ve adapte olursanız o kadar az şaşırır, mutlu olur ve stres yapmazsınız. Zamanla alıştım ve adapte oldum. Yavaş yaşamak güzelmiş. Bence olması gereken bu.

Burada çoğu işlem adres kaydı üzerinden ilerliyor. Adı “Anmeldung”. Randevu alması da başvurması da biraz dert. Banka hesabı açmak, sağlık sigortası yaptırmak vs. gibi neredeyse çoğu işlemde adres kaydı isteniyor. Ve devlet ilk günlerde bir sürü önemli postalar gönderiyor. Bu yüzden adresinizi kaydettirmek çok önemli. Gelir gelmez ilk işiniz bunu halletmek olsun. 2 hafta içinde yapmazsanız eyaletten eyalete değişen bir para cezası ödüyorsunuz.

Bu 2 yıl içerisinde ufak çaplı soğuk algınlıkları ve bir Covid serüveni haricinde pek bir sağlık sorunu yaşamadım. Buradaki sağlık sistemi işleyişi de biraz farklı Türkiye’den. Türkiye’deki gibi canınızın istediği uzmana istediğiniz zamanda doğrudan ulaşamıyorsunuz. Öncelikle aile hekiminizi ziyaret etmeniz gerekiyor. Önce o muayene ediyor sizi. Eğer uygun görürse uzmana ulaşmanızı sağlayacak onay raporunu veriyor. Aslında bakınca oldukça mantıklı bir işleyiş. Uzman hekimlerin vakti boş yere harcanmamış oluyor, gereksiz bekleme süreleri engelleniyor ve sadece gerçekten ihtiyacı olanlar ulaşabiliyor. Bu arada sağlık sigortası yaptırmak da zorunlu. Çoğu expat İngilizce desteği olduğu ve görece iyi olduğu için TK’yı (Techniker Krankenkasse) tercih ediyor. Ben de öyle yaptım, şimdilik memnunum. Diş temizletme masrafı karşılanmıyor ama haberiniz olsun.

Yine çoğu expat İngilizce desteği olduğu ve video kamera ile kimlik doğrulama yapılabildiği için N26'dan banka hesabı açıyor. Revolut, Klarna, Nuri, bunq gibi seçenekler de mevcut. Ben N26 hesabı açtım. Memnunum ve tavsiye ederim. Mobil uygulaması da gayet başarılı. Bir dönem hesapları sebepsiz kapatıyorlar diye haberler çıktı ama bu sadece şüpheli hesap hareketleri bulunan insanların başına geldi galiba, tam olarak emin değilim. Ben bir problem yaşamadım. Bunların haricinde gerçekten fiziksel ve güvenilir bir Alman bankasından hesap açmanızı da öneririm. Araştırdığım kadarıyla Deutsche Bank en iyi İngilizce desteğe sahip Alman bankası sanırım. Diğer bir alternatif de Commerzbank. Ancak Commerzbank’ın İngilizce desteği çok çok iyi değil. Bir de aylık hesap ücreti ödememek için hesaba her ay bir miktar para yatıyor olması lazım. Bence yapılacak en mantıklı hareket; maaş için Deutsche Bank hesabı, online ödemeler, abonelikler ve alışverişler için N26 banka hesabı kullanmak. Ben en yakın zamanda Deutsche Bank’tan bir hesap açacağım.

İlk zamanlarda hallettiğim şeylerden birisi de konsolosluğa gidip buraya taşındığımı Türkiye Cumhuriyeti’ne bildirmem oldu. Aksi takdirde SGK borcu işlemeye devam ediyor. O yüzden unutmadan aradan çıkarmakta fayda var. Bunun için resmi konsolosluk websitesinden randevu alabilirsiniz.

Telefon hattı olarak seçenekler o2, Vodafone ve Deutsche Telekom. o2 ucuz ama bazı yerlerde çok az çekiyor, Vodafone ve Deutsche Telekom’da genelde iyi çekiyor ama pahalı. Ben bir tanıdığım üzerinden uyguna geldiği için o2 aldım. Genel olarak memnunum diyebilirim.

Ev interneti en beceremediğim şey oldu. Yerleştiğim evde ne kadar kalacağım kesin olmadığı için kablolu internet bağlatamadım ve Vodefone’dan taşınabilir internet satın aldım. Hızı yeterli ama 500 GB kota hemen bitiyor ve ayda €75 ödüyorum. 🤦‍♂️ Bu şartlarda bu para çok. Cidden gereksiz çok yani. Şimdiki aklım olsa hayatta almazdım. Neyse ki bir ay sonra sözleşmem bitiyor ve kablolu internete geçiyorum. 1000 Mbit/s ve kotasız internete ayda €55 ödeyeceğim. Daha ucuz seçenekler bulmak da mümkün tabi. Vodafone, Deutsche Telekom, 1&1 ve eazy en yaygın olanları. Her internet sağlayıcısının websitesinden adres kontrolü yaparak sunulan paketleri inceleyin derim.

Tiergarten’da bir yaz günü
Tiergarten’da bir yaz günü

Geçen sene yazın 3 ayımı Türkiye’de geçirdiğim için Almanya’da hiç yazı yaşayamamıştım ama bu sene nasip oldu. Türkiye’deki kadar uzun ve sıcak geçmiyor. O yüzden yaklaşık 1 ay kadar görebildim ama yine de güzeldi. Hava sabah 4–5 gibi aydınlanıp, akşam 9–10 gibi kararmaya başlıyor. Ve tamamen kararması nerdeyse gece 11–12'yi buluyor. Gerçekten motivasyon kaynağı! Sıcaklık değerleri de 25–35 aralığındaydı genelde. Bazı günler bunaltsa da kışı düşününce şükrediyor insan…

Gelelim kışa… Berlin’de 2 kış geçirdim. Gitgide daha sert ve soğuk geçiyor gibi geliyor bana. Cidden çok zor. Hatta bazen psikolojik savaş verdiğim bile oluyor. Hava eksi dereceleri görüyor ve dışarıda 10 dakikadan fazla durmak imkansız hale geliyor. Hava sürekli kapalı, depresif. Öğlen 2'de hava kapkaranlık. Güneş yüzü göremiyorsunuz yani. Ve yaklaşık 3–4 ay bu şekilde geçiyor. Pek dindar biri değilim ama Berlin’e taşındıktan sonra Güneş’e tapmaya başladım. Zamanla alışıyorum sanki ama bazen hala çok zor. Kışın tek sevdiğim yanı Christmas dönemi sanırım. Ortam cidden çok güzel oluyor. Christmas marketleri, gösteriler, sıcak şarap, schmalzkuchen… 🤌

Hipotermi geçirmeden 2 dk önce
Hipotermi geçirmeden 2 dk önce

Hala bir bisikletim yok. Geldiğimde bir tane aldım ve kullandım da aslında ama zamanla pek ihtiyacım olmadığını anladım ve iade ettim. Şehirdeki toplu taşıma gayet yeterli ve iyi. Ve hayret edilecek şekilde dakik! Ekrandan araçların durağa varacağı zamanı takip edebiliyorsunuz, ve gerçekten de tam olarak o zamanda varıyorlar. 😧 Eğer gecikecekse de uyarı olarak yine ekranda gösteriliyor. Şehrin her yerine tramvay, metro veya otobüsle ulaşmak mümkün. Bazen yürüyorum hatta, şehir çok çok büyük değil. Berlin yine de bisiklet kullanmak için mükemmel bir şehir bence. Yolların neredeyse tamamında bisiklet yolu mevcut. Güvenli bir yere sıkıca kitlediğiniz sürece çalınması da güç ama hırsızlık oluyor tabi, dikkat etmek lazım yine de. Bunun için sigortalar mevcut, yaptırmanızı öneririm.

Mitte’de bir tram
Mitte’de bir tram

Sigorta demişken burada liability insurance (mali sorumluluk/mesuliyet sigortası) diye bir sigorta çeşidi var. Sebep olabileceğiniz maddi hasarlı kazalara karşı sizi koruyor. Neredeyse herkes bu sigortadan yaptırıyor. Ben Getsafe kullanıyorum ve ayda €2.88 ödüyorum. €50 milyon’a kadar sigortalıyorlar. 🤯 Henüz hiç ihtiyacım olmadı, umarım da olmaz and başımıza ne zaman ne geleceği belli değil, o yüzden yaptırmak en mantıklısı.

Çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi burada da çöpler ayrıştırılıyor. Yani her atığı farklı çöp kutularına atıyorsunuz. Plastik şişeler ve ambalajlar sarı/turuncu kutuya; renkli ve renksiz camlar ayrı ayrı yeşil kutuya; gazete, karton ve kağıtlar mavi kutuya; yiyecek, toprak vs. gibi organik atıklar kahverengiye; giyilemeyecek durumdaki kıyafetler, hijyenik atıklar, deri, ev eşyası gibi evsel atıklar da griye kutuya atılıyor. Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Detaylı şekilde şuradan kontrol edebilirsiniz. İlk geldiğimde hangisi hangisineydi diye sürekli listeden kontrol ediyordum ama alıştım artık. 😅 Hatta o kadar alıştım ki Türkiye’de geçirdiğim günlerde afallıyorum. Ayrıca her markette geri dönüştürülebilir plastik şişeler için makineler var. Buradan geri dönüştürdüğünüz plastik şişeler karşılığında boyutuna göre markette kullanabileceğiniz bir indirim fişi alıyorsunuz. Oldukça teşvik edici bir uygulama. Giymediğiniz iyi durumdaki kıyafetlerden de kurtulmak isterseniz çöpe atmak yerine şehrin belirli yerlerindeki bağış kutularına bırakıyorsunuz ve belediye bunları toplayarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor.

Berlin’de hiç sokak hayvanı görmedim. Kontrolsüz üremenin önüne geçerek hem sokaklar temiz tutuluyor hem de hayvanlar sokaklarda açlıktan ve soğuktan eziyet çekmiyor. Detaylarına tam hakim değilim ama duyduğum kadarıyla herkes evcil hayvan sahibi olamıyormuş. Bazı kriterleri yerine getirmek şartıyla başvuru yapmanız gerekiyormuş. Aslında her şey olması gerektiği gibi. Keşke Türkiye’de de benzer bir uygulama olsa.

Almanca öğrenmek cidden özen, efor ve çokça zaman istiyor. Hala tam anlamıyla ciddi bir öğrenme girişimim olmadı. Berlin o kadar multikulti bir şehir ki hiç Almanca’ya ihtiyaç duymadım. Neredeyse herkes İngilizce biliyor, İngilizce bilmeyen de kesin Türkçe biliyor oluyor zaten. 😄

Biralar ucuz ve lezzetli. Genel olarak alkol ucuz ama “Sudan bile ucuz” tabiri var ya işte o bira için gerçekten doğru. €1'nun altında biralar var şaka gibi.

İş-özel hayat dengesi inanılmaz iyi. Mesai saatlerim haricinde veya haftasonu işle ilgili hiç rahatsız edilmedim. Öyle güzel ve sağlam bir kültür haline gelmiş ki hiçbir zaman rahatsız edilmeyeceğimi bilmek çok iyi hissettiriyor. Ayrıca şu sıralar haftada 1 gün ofisten, geri kalan günler evden hybrid olarak çalışıyoruz. Ofise gitmek de zorunlu değil tabi ama takım içi iletişimi artırmak ve takım ruhunu güçlendirmek için önemli. O yüzden elimden geldiğince haftada 1 gün ofise gitmeye çalışıyorum.

Almanya eyalet sisteminden oluştuğu için her eyaletin kendi içinde özel kuralları ve resmi günleri varmış. Örneğin 8 Mart Dünya Kadınlar günü sadece Berlin’de resmi tatil olarak kabul ediliyor. Mesela aynı şirkete Münih’ten çalışan biri o gün mesai yaparken, Berlin’den çalışan kişi yapmıyor. Bunu ilk duyduğumda şaşırmıştım.

Çok saçma gelebilir ama buradaki adreslerin uzunluğu beni inanılmaz mutlu ediyor. Mesela Türkiye’deki adresler genelde “A Mahallesi B Caddesi C Sokak D Sitesi E Apartmanı F Numara, G posta kodu H şehir” şeklinde olduğu için herhangi bir internet sitesinde adres kaydı girmek resmen işkence oluyor. Burada ise “A Sokak B Numara, C posta kodu D şehir”. Bu kadar. 😮‍💨 Sokak isimleri de “Prof. Dr. Ahmet Mehmet Hüseyin Veli” gibi 5–6 kelimeli değil bu arada, genelde tek kelimeli. Örneğin “Rosenthalerstr. 44, 10178 Berlin”. Yani bu da dert mi şimdi diyebilirsiniz ama hayatı daha da komplike hale getirmeye gerek yok bence. Bu da en basit örneği sanırım.

Hayatımın sonuna kadar Almanya’da yaşar mıyım hala tam olarak emin değilim ama şimdilik her şey yolunda ve mutluyum. Muhtemelen daha bahsedecek çok şey vardır. Aklıma geldikçe bu yazıyı güncellerim. Sorularınız ve eklemek istedikleriniz için @onurschu twitter hesabımdan bana ulaşabilirsiniz. Sevgiler 👋

--

--